Pxharmat Efsanesi – Kafkas Efsaneleri


“Tanrı sana iyi şeyler söyletsin, mutlu yaşayasın, kötülükler uzakta, iyilikler seninle olsun” demelerini, söylemelerini ne yapacaksın?! İyi kulak ver, gözlerini aç, şimdi sana muhteşem bir efsane anlatacağım.

Vaktiyle şu karşıda görülen buz dağları şimdikinden çok daha yüksek olduğu zamanlarda, tepelerinde şimdiki gibi karlar ve buzlar yokken, çeşitli çiçeklerle mis kokulu otlar yetişirken, derin oyuklarıyla daha yüksek tepelerinde ise karlarla buzların erimediği zamana ait bir efsanedir bu.

Sana, karşıdaki Baş-Lam dağının doruklarında bulunan karların ne zamandan beri durduğunu, şu uzana giden çayırlarla mis gibi kokan otların, çeşit çeşit çiçeklerin hangi zamandan bu zamana geldiğini anlatacağım. O zamanlardaki atalarımız engin oyuklarda, yüksek kulelerde ve derin mağaralarda yaşarlarmış. Ta karşı dağdaki kayalar kadar iri gövdeli imişler. Atları da kendileri gibi cüsseliymiş. Närt Erstxólar ayı gibi güçlü, kurt gibi cesur, kaplan gibi çevik, tilki gibi de kurnaz kimselermiş. Dağdaki kayaları kaptıkları gibi fırlatıp atabiliyorlarmış, bağırdıklarında dağları titretirlermiş, naraları semâda yankılanırmış, buna rağmen çaresizlermiş, çünkü ateşleri yokmuş.

Närt Erstxólar soğukta yaşarlarmış, mahzun imişler, azap içinde imişler, çünkü ateşleri yokmuş. Kudretli Siela(4) acımasızmış, onlara azap ediyormuş. O gök tanrıymış, ateş elindeymiş. İnsanlara hayrı olmayınca kudretli olmanın ne yararı vardır ki?! İnsanlar azapta ve işkence içinde yaşarken onun gücünün ne yararı vardır ki?! Siela, Närt Erstxólara azametini göstermek için bulutlara binerek gök kubbenin doruklarında dolaşırmış.

Gök çöküyor, yeryüzü yarılıyormuş gibi semâyı dehşet veren gürültülerle gümbürdetirmiş.

— Ooo-o! İnsanları nasıl da dehşete düşürürmüş!
— Ooo-o! Yeryüzüne nasıl da korku verirmiş!

Siela’nın bulunduğu gök dorukları her zaman kara bulutlarla kaplıymış. Bulutları yağmurla dolduran Siela onu yeryüzüne dökermiş, insanların daha büyük işkence görmeleri için daha katılaşmadan toprağın dibine indirirmiş. Ateşten ve ışıktan yapılmış olan siela·jad’ı(5) eline alır, yeryüzüne sielaxäştigler(6) atarak her tarafı harap edermiş. İyilikler de, kötülükler de Siela’nın buyruğundaymış. Siela iyilikte cimri, kötülükte cömertmiş. İnsanlar da iyiyi kapmak için birbirleriyle alabildiğine kapışırmış, kötülüğü veren ise Siela’ymış.Gökyüzüyle yeryüzü arasında her zaman düşmanlık varmış. İnsanla Siela arasında da sürekli mücadele olurmuş.

Närt Erstxólar ne kadar işkence görür, ne kadar azap çekerse Siela da o kadar keyiflenirmiş, o keyiflendikçe, Närt Erstxóların anası sayılan sevgilisi Sata da o derecede acı çekermiş. Sata, Närt Erstxólara yardım etmek istermiş, ama Siela’dan korkarmış.

İşte o zamanlarda dağda güçlü Närt, Pxharmat yaşıyormuş. Kendisi hünerli bir ustaymış. Tatlı dil karşılığında Närtlara ham bronzdan kılıçlar, kalkanlar, zırhlar yaparmış. Dağdakiler arasında tatlı dil çok itibar görürmüş: Kolay gelsin! Şansın açık olsun! Sağlıkla yaşayasın! Başarılar senden yana olsun!

Pxharmat alçak gönüllü, cömert, kuvvetli bir Närt imiş. Az konuşur, çok düşünürmüş. Cehennemden halk için ateşin nasıl sağlanabileceği ve onlara yararının nasıl dokunabileceği kaygısındaymış. Siela bu ateşi ağız tadıyla vermemekteymiş. Dünyaya gelişinden itibaren insanlar arasında ne kadar iyilik varsa hepsini kendisinde topluyormuş. Güç, maharet, zekâ, hile, sabır. Atı Turpal da kendi halinde dağda otlamaktaymış.

Närtlar ona:

— At, eyerle binicinin altında, yiğit emeğiyle ve uğraşıyla mahir olur. Senin Turpal neden başıboş dolaşıyor? dermiş.

Pxharmat cevap verirmiş:

— Atım mâhirdir. Vakti gelince benim atım cehennemden qerç (köz, kor, ateş) getirecektir.
Närt-erstxõlar onun bu sözlerine karşılık gülerlermiş. Pxharmat ise halkın kaygısını giderebilmek için kafa patlatırmış.

Bir gün Pxharmat Orga derbentleriyle dağları çınlatacak, gökyüzündeki kudretli Siela’yı uykusundan uyandırıp bir taraftan öbür tarafına döndürecek yükseklikte ünleyip atı Turpal’ı yanına çağırmış. Taa uzak dağda otlamakta olan Turpal buna karşılık, Argun’un dalgaları gibi dağları aşındıracak, çağıltılarını durduracak biçimde kişnemiş. Şimşek hızıyla sahibinin karşısına dikilmiş. Pxharmat zırhını kuşanıp kılıcını beline bağlamış, taşlarla doldurduğu humbarasını sağrısına, ok sadağını omuzuna, bizon gönünden yapılmış olan kalkanını da sol koluna asmış. Turpal’ı eyerledikten sonra dağ keçisinin boynuzundan yapılmış olan kâsesini yiy’le(7) doldurup içmiş, “Ayağım yere zift misali, elim dokunduğu yere hamur misali yapışsın!” diyerek atına binmiş.

Hiç kimsenin hiçbir zaman gitmediği, gidip de dönmediği yola çıkmış.
Närt Erstxólar, gücü kuvveti artsın diye Pxharmat’ın gittiği yol üzerine akdarı serpmişler, bütün ülkede morx dolusu ikramda bulunmuşlar, onu, “Giderken elin boş ve hafif olsun, dönerken tok ve elin dolu olsun!” diyerek uğurlamışlar.

Pxharmat yedi gün yedi gece yol almış. Yedi vadiyi, yedi dağı aşmış. Yüksekliği göğe erişen, doruğunda Siela yaşayan Baş-Lam’ın eteğine ulaşmış. Baş-Lam’ın doruğuna doğru ilerleyen Pxharmat tepelerde hayli zorlanmış. Doruklarında ıtır kokulu otlar, renk renk çiçekler, cıvıldaşan kuşlar bulunmaktaymış. Güneş gibi parlayan Sata, Närt-erstxõların anası Siela-Sata, Siela’nın sevgilisi, zaman zaman, dinlenmek amacıyla Baş-Lam’ın doruğuna inermiş. Beyaz bir kuş olup Pxharmat’ın önüne süzülmüş. İnsan diliyle konuşmuş:

— Hey, yiğit Nart, Baş-Lam’ın doruğuna umarım gücünü denemek için çıkmamışsındır!
— Haklısın cömert kuş. Baş-Lam’ın doruğuna gücümü denemek için çıkmış değilim. Siela’nın ocağından ateş almaya geldim, almadan da geri dönmeyeceğim, diye cevap vermiş Pxharmat.
— Hayırlı bir iş için yola çıkmak da bir güç denemesidir. Ben sana yardım edeceğim. Atın hızlı mıdır? diye sormuş Siela Sata.
— Atım rüzgârdan daha hızlıdır.
— Atın güçlü müdür?
— Atım güçlüdür. Toynağı nereye değerse izi kalır.
— Sen kendin de kuvvetli misin?
— Elimdeki soğuk bronz bile bal mumu gibi yumuşar. Siele Sata Pxharmat’a, Siela’nın ocağına nasıl ve hangi yoldan varacağını, ateşi nasıl alabileceğini anlatmış:
— Siela şimdi uyumaktadır. Atını rüzgâr hızıyla sür ve Siela’nın ocağı üzerinden sıçrat. O anda ocağa uzan, ateşi kapıver. Sonra atını Baş-Lam’a doğru sür. Başını koru. Siela dehşet vericidir, acımasızdır. Uyanırsa sağ kalmazsın, ateşi de yeryüzüne götüremezsin!

Pxharmat işini, Sata’nın öğüdüne uyarak gerçekleştirmiş. Atı ocağa doğru sıçramış, tam o anda eğilerek cehennemden ateşi kapıvermiş ve atını Baş-Lam’ın doruğuna doğru sürüvermiş. Turpal at çok hızlı olduğu için ateşten sıçrayan kıvılcımlar Pxharmat’ın ardı sıra iz bırakmaktaymış. Kıvılcımlardan birisi dehşet Siela’nın burun deliğine girip onu uyandırmış.

Siela, ateşi elde edince insanın yiğitleşeceğini, kendisine itaat etmeyeceğini bildiği için telaşlanmış. Yiğit Nart’ın peşine yardımcılarını takmış: İçinde zifiri karanlık gecenin bulunduğu kırbasını açmış. Ortalığı zifiri bir karanlık kaplamış, Pxharmat kendi parmaklarını da, atının kulaklarını da görmüyormuş. Nart ve atı önlerini seçemez olmuş. Her an uçuruma yuvarlanıp ölmek uzak değilmiş.Güzel sesli Siela Sata kuşu tatlı nağmelerle önüne düşüp yol göstermiş. Siela, zifiri karanlık gecenin Pxharmat ile atını durdurmayı başarmadığını görmüş. Bu defa içinde tipinin bulunduğu kırbasını açmış. Keskin tipi ile zifiri karanlık yiğit Närt-Erstxó’yu yok etmek üzereymiş. Fakat güzel kuş ötüşleriyle onlara yol göstermekteymiş. Yiğit Nart tipinin ateşi söndürmek üzere olduğunu fark etmiş. Tereddüt bile etmeden ateşi koynuna sokmuş. Keskin tipi yiğit Nart’ın çevresinde ölüm dansı etmekteymiş. Keskin tipinin dehşeti Argun Nehri’nin sularıyla granit kayalarını aşındırıp boğaz oluşturmakta, iri meşe ağaçlarını kökünden söküp saman çöpü gibi savurmaktaymış. Siela, zifiri karanlık ile keskin tipinin de yiğit Nart ile atını durduramadığını, zarar ziyan görmeden kurtulmak üzere olduklarını görmüş.

Siela, içinde keskin ayaz bulunan üçüncü kırbasını da açmış. Keskin ayaz dağları titretmekte, kayaları çatlatmaktaymış. Ancak yiğit Närt Pxharmat ile atı Turpal yine de ilerlemekteymiş. Siela telaşlandıkça telaşlanmaktaymış. Pxharmat ile atının Baş-Lam’a ulaşmak, orada bulunan bir mağaraya girmek ve kurtulmak üzere olduklarını görmüş. Hiddeti arttıkça artmış. Ateş ve ışıktan olan siela·jad ‘ı (gök kuşağı) eline alıp peşleri sıra sielaxäştig’leri (şimşek) atmaya başlamış.

Sielaxäştigler dağları sarsmaktaymış, donmuş pınarlar akmaya, Argun’un dalgaları ise yatağından kalkıp tepelerin doruklarında öteye beriye saçılmaya başlamış. Yiğit Närt Pxharmat ile atını ne dehşet verici tipi, ne keskin ayaz, ne zifiri karanlık, ne de sielaxäştigler durdurabilmiş. Onlar kendilerini bekleyen Närtların yaşadığı büyük mağaraya ulaşmışlar. Pxharmat, şaşkın haldeki Närtlara dönerek:

— Buyrun, işte size ateş!! demiş. Her kulede, her mağarada, her hanede alevleri harlayı! Her ocakta ateş bulundurun, sıcaklık ve aydınlık olsun! Tam o sırada dağlarda dehşet verici bir gürültü kopmuş. Gökyüzü, yeryüzüyle boğuşmaya başlamış. Yiğit
Närt tekrar:
— Şansınız açık olsun! diye tekrar bağırmış. Yine o anda dağları titreten bir gürültü daha kopmuş. Gök gürlüyor, peş peşe şimşekler çakıyormuş.
Närt uzaklaşırken tekrar:
— Şansınız açık olsun! diye bağırmış. Benim cezalandırılmam gerekiyor. Siela’nın öfkesinin üzerinizde olmaması için kendimi fedaya hazırım. Benim için üzülmeyin!

Yiğit Närt Pxharmat mağaradan dışarıya çıkmış. Şimşeklere, kara geceye, tipiye ve keskin ayaza karşı koyarak Baş-Lam’ın doruğuna çıkmış. Başının üzerinde şimşekler çakıyormuş. Tipi dengesini bozmaktaymış. Elleri ayakları soğuktan buza kesmiş. Kara gece her tarafı kuşatmış. Hiddeti yatışmayan ve öfkesini kusan Siela’nın yanına doğru ilerlemiş. Baş-Lam’ın doruğuna, göğün arşına doğru yaklaşan yiğit Närt’i gören Siela tipiyi, ayazı, kara geceyi usulca kırbalarına çekmiş. Kırlar, vadiler ve dağ tepelerindeki karlar ve donlar eriyerek Pxharmat’ın ardı sıra usul usul Baş-Lam’ın doruğuna doğru çekilmekteymiş. Baş-Lam’ın doruğu kara teslim olmuş, bir daha da bu karlasrı başından çıkartmamış.

Siela bağırmış:
— Gökten alıp götürdüğün ateşe hasret kalasın, sıcağa hasret kalasın!
Sonra güvenilir kölesi olan Tek Gözlü Juzh’u (‘Uc), bronz zincirlerle birlikte onun karşısına sevk etmiş. Tek Gözlü Juzh, Pxharmat’ı, bronz zincirlerle Baş-Lam’ın doruğuna bağlamış.
Siela da onu ilençlemiş.
O zamandan bu zamana kadar dünyada ne kadar iyilik varsa tanrı kargışlamış, tanrının kargışladığını insan kutsamış.
Gökle yer arasında hep düşmanlık vardır. İnsanla Siela arasında hep düşmanlık vardır. Kuşların kralı İda, her sabah, zincirle bağlanmış olan Pxharmat’a gelirmiş.

Pxharmat’ın diz kapaklarına tüner, tekrar tekrar sorarmış:
— Ey zavallı Pxharmat! Yaptığından pişman oldun mu?Pişman oldunsa, sana eziyet etmeyeceğim, olmadınsa ciğerlerini yiyeceğim!
Başına gelmiş olan işkencelere katlanan Pxharmat her zaman aynı cevabı vermekteymiş:
— Pişman olmadım. Ben insanlara bir şans verdim. İnsanlara sıcak ve ışık verdim. Yapılan iyiliğe karşılık pişmanlık gerekmez.
İda ise, çelik gagasını çakmak kayasında sivrilttikten sonra Pxharmat’ın çiğerini yemeye başlarmış.

Närt Pxharmat gıkını bile çıkartmazmış. Gözlerinden bir damla olsun yaş akmazmış. İstifini bile bozmadan büyük bir dirençle acıya katlanırmış. O zamndan beri halkımız Närt Erstxólar, koç yiğidin ağlamasını uygun karşılamaz. Baş-Lam’ın doruklarındaki karlar ve buzlar o zamandan beri durmaktadır. Pxharmat zincirlendikten sonra Siela karları Baş-Lam’ın doruklarına toplamıştır. Pxharmat’ı sıcağa hasret bırakmak için vadilerde, ovalarda, dağın doruklarında soğuk eksilmez. O zamandan beri dağın etekleri, yamaçları, vadileri, ovaları ılıktır. O ılıklık, Pxharmat’ın gökten getirdiği ateş vasıtasıyla ulaşmıştır oralara kadar. Dağın daha aşağı eteklerinde o zamandan beri güzel kokulu otlar, renk renk çiçekler, tatlı tatlı öten kuşlar olur, Baş-Lam’ın dorukları ise soğuktur ve hep don tutmuştur, kat kat buz tabakaları vardır, hiçbir zaman erimez, ayaz eksik olmaz. İşte Pxharmat oraya bağlanmış. Bitmeyen işkencelere maruz kalmış, ama o hiçbir zaman ölmemiştir.