erciyes dagi efsanesi

Erciyes Dağının Efsanesi – Kayseri


Erciyes Dağının eteklerinde yaşayan Ercişler Kabilesi Beyinin Kızı Ciş Hatun çok güzel bir genç kızdır. Günlerden bir gün dağın eteklerine çok uzak diyarlardan bir delikanlı gelir. Ciş Hatunu görür ve görür görmez ona aşık olur. Babasından istemeye karar verir.

Kökleri olan Horasan Uluları Alp’ler ile Beyden kızı isterler. Bey delikanlının mertliğini dürüstlüğünü beğenir. Ancak bir şartı vardır onu yerine getirirse kızını vereceğini söyler. Bulundukları dağın zirvesinde yaşayan ve ateş üfleyen bir ejderha vardır. Bunu öldürmesi yok etmesi kaydıyla kızını verebileceğini söyler.

Bu arada Ciş Hatunun da yüreğine aşk ateşi düşmüştür. Delikanlı Ciş Hatunu almak için getirdiği hediyeleri bir sandık ile konağa takdim eder ve bu şartı kabul ettiğini bildirir. Ancak Ciş Hatun oraya çıkanın geri gelmediğini alev üfleyen Dağ tarafından yakıldığını bilmektedir. ‘Delikanlıya “Sakın zirveye çıkma, çıkarsan o ateşte yanarsın” diye yalvarır. Ancak delikanlı dinlemez her şeyi göze alarak Ciş Hatunla evlenmeyi böylece hak edeceğini söyler ve yola koyulur. Ardından da Çiş Hatun Eryiğitin getirdiği Sandukayı içindeki hediyeleri ve ayakkabıları alarak onun peşine düşer. Bu günkü Yanık Dağ denilen yerde onu yakalar ve tekrar yalvarır, ancak razı edemez.

erciyes dagi efsanesi

Bunun üzerine Sandukayı içindekileri ve ayakkabılarını Yanık dağda bir mağaraya bırakırlar Ciş Hatun gelinlik elbisesini giyer ve birlikte yola koyulurlar. Zirveye yaklaştıklarında alevler birden bire artar ve üstlerine gelmeye başlar. Delikanlı hemen atılır ve Alev Canavarı onu bir anda yutar. Ciş Hatun arkada duvağı ve beyaz giysileriyle yetişir yiğidini kurtarmaya çalışır. Bu esnada onun da ayağı dağın alevinin içine doğru kaymaya başlar. Aşağı doğru ayağı kayarken gelinliğin duvağı dağın üzerinde kalır ve beyaz bir örtü olur. Ciş Hatun da Dağın zirvede kaybolur. Alev Dağı Onu da yutar ama dağın tepesindeki beyaz örtü hep orada kalır. ..

ağ gelin efsanesi kayseri

Ağ Gelin Efsanesi – Kayseri


Bir ağıt olan “Ağ Gelin”, Kayseri’nin bir çok yerinde bilinmekle beraber, özellikle Avşarlar arasında çok sevilerek söylenip dinlenmektedir. Kızlar gelin giderken kınalarında bu ağıt söylene gelmiş; bir çok genç kız, annesinin sıcak bağrından ayrılırken bu ağıt ile ağlatılmış, bu ağıt ile koca evine yollanmıştır. Bu ağıt, gönüllerde sevgi olmuştur. Öyle ki bu sevgi, Ağ gelini halaya bile yakıştırmıştır. Çoğu köyde halay tutanlar, halaya başlamadan önce davul ve zurnacıdan mutlaka ağ gelini çalmalarını ister. Bir ağırlamaya veyâ hareketli halaya geçmeden önce, zurna eşliğinde çalınan bu havanın ezgisine; dizili olan oyuncular Ağ gelinin türküsünü söyleyerek, aynı zamanda sağa-sola doğru çok yavaş bir şekilde sallanarak halaya hazırlanırlar. Dadaloğlu’na da dayandırılan bozlak şeklindeki bu türkünün bitiminden hemen sonra ise hızlı bir halaya geçerler.

Ağ Gelin’in Develi’de yaygın bir efsane şeklinde anlatıldığını belirten Kadir Özdamarlar, taş kesilme motifine uygun olan bu ağıtın öyküsünü şu şekilde anlatmaktadır.

“Koçgun devri” adı verilen 1603-1607 yıllarındaki isyan ve soygun hareketlerinde Develi’de etkilenmiştir. 1603 yılında ünlü eşkıya Tavil Mehmet’in yine Han Mehmet adındaki eşkıyanın yaptığı kötülükler ile aşiretler arasındaki kanlı çatışmalar meşhurdur.

ağ gelin efsanesi kayseri

Ağ gelin efsanesi de bu kötü günlerin izlerini taşımaktadır. Efsanenin halk tefekküründe ki gelişimi şöyledir:

Develi’den bir Türkmen obası, Erciyes’in güney eteklerinde bir yaylaya çıkarlar. Bu obada, ahlaki ve fiziki güzelliğinden dolayı Ağ (Ak) Gelin adı verilen bir gelin vardır. Kocası ve iki çocuğu ile beraber mutlu yaşarlarken, kocası gurbete çalışmaya gitmiştir. Develi çevresinde yaşayan bir eşkıya, güzelliği ile şöhret bulan Ak Gelin’e göz koymuştur. Sahipsizliğini de anlayınca, bir gece obayı basarak kaçırmak ister.

Nâmus timsali Ak Gelin, olayı anlar; gece karanlığında iki çocuğunu ve küçük sandığını yanına alarak, karışıklıktan da faydalanarak gizlice Erciyes’e doğru kaçar. Erciyes’in ortalarında öyle bir yere gelir ki, ilerisi uçurum gidilmez. Geriye dönse eşkıya. Gözyaşları ve çaresizlik içerisinde ellerini açar ve Allah’a yalvarır: “Allah’ım! Beni ve çocuklarımı ya taş et, ya da kuş.”

Duası, kabul edilir. İlk defa taş et dediği için, onlar taş kesilir. Güneş doğunca oba sakinleri ve eşkıya; Ak Gelin, iki çocuğu ve çeyiz sandığının hayretle ve şaşkınlıkla taş kesildiğini görürler.

Günler sonra obaya dönen kocası olayı annesinden öğrenir. Koşarak ailesinin taş kesildiğini görür. Uzaklardan bir ses duyar: “Yiğidim namusunu bir eşkıyaya çiğnetmedim. O eşkıyadan ahtımı koma.”

Bu ses Ak Gelin’in sesidir. Delikanlı taş kesilen ailesine bakarak: “Alırım ahtını, koymam Ak Gelin!” diye haykırır.

Türk milletinin gönlünün sesi olan Dadaloğlu, Ağ Gelin türküsünde de kendini göstermiştir. Dadaloğlu tarafından söylendiği belirtilen Ağ Gelin’in, Kaman’da söylenen bir hikayesi de şu şekildedir. Ağ Gelin’in gerçekte Hamitli Cerit kızı olduğu, aynı zamanda da Dadaloğlu’nun karısı olduğu belirtilmektedir. Dadaloğlu eve gelmemiş, karısına bakmamış. O da aşiretine dönmüş. Hamit’e yerleşmiş. Dadaloğlu, uzun yıllar karısını arayıp sormayınca, o da evlenmiş. İş işten geçtikten sonra Dadaloğlu, çıkıp gelmiş. Yanmış, yıkılmış. Oba oba gezip çalıp söylemiş. Kaman’da Mamalı Değirmeni’nde bir bağ evinde öldüğü söylenen Dadaloğlu’nun Tomarza İlçesi Dadaloğlu Kasabasında da mezarı bulunmaktadır.

Ağ gelin de indim ola yayladan Ağ gelin sürmelim oy.
Kaşı değil gözü beni ağlatan Ağ gelin sürmelim oy.
Bu güzellik sana kadir Mevlâ’dan Ağ gelin sürmelim oy.
Ölürüm de ahtımı koymam sende Ağ gelin sürmeli sevdiğim.

Sarı yazma pek yakışır güzele Ağ gelin sürmelim oy.
Sarardı gül benzim döndü gazele Ağ gelin sürmelim oy.
Ben gidiyom da sen yârini tazele Ağ gelin sürmelim oy.
Ölürüm de ahtımı koymam sende Ağ gelin sürmeli sevdiğim.

Bir taş attım karlı dağın ardına Ağ gelin sürmelim oy
Düştü mola Ağ gelinin yurduna Ağ gelin sürmelim oy
Senin ile şu beylerin derdine Ağ gelin sürmelim oy
Alırım ahtımı koymam sende Ağ gelin sürmeli sevdiğim

Ağ gelin de oturmuş çorap örüyor Ağ gelin sürmelim oy
Çorabın üstüne güller deriyor Ağ gelin sürmelim oy
Zalim anan uzaklara veriyor Ağ gelin sürmelim oy
Alırım ahtımı koymam sende Ağ gelin sürmeli sevdiğim

Irmak kenarında biter yosunlar Ağ gelin sürmelim oy
Yosunun üstünde bizi yusunlar Ağ gelin sürmelim oy
İkimizi de bir mezara kosunlar Ağ gelin sürmelim oy
Ağ gelin de biri yari desinler Ağ gelin sürmeli sevdiğim

Ağ gelin oturmuş taşın üstüne Ağ gelin sürmelim oy
Taramış zülfünü kaşın üstüne Ağ gelin sürmelim oy
Bir selamın gelmiş başım üstüne Ağ gelin sürmelim oy
Alırım ahtımı koymam sende Ağ gelin sürmeli sevdiğim

abdi dede efsanesi

Abdi Dede Efsanesi – Kayseri


Abdi dede dünyadan elini eteğini çekmiş tek başına yaşayan yaşlı bir kişidir. Tüm zamanını hücresinde Kur’an okuyarak geçirir. Çevresinde sevilip sayılmasını çekemeyen yedi kişi “Şeriattan taş kopardı” (Şeriata aykırı davranışta bulundu) diye onu taşa tutar, daha sonrada kadı önüne çıkartırlar. Kadı da dedeyi çekemeyenlerdendir. Asılmasını buyurur. Müftünün onayıyla Dede’yi Arastabaşı’na götürüp asarlar. Hücresinde kalan eşyasını almak için döndüklerinde Abdi Dedeyi Kur’an okurken görürler. “Darağacından kurtulmuş diye Abdi Dede’yi yaka paça yine kadıya getirirler. Oradan Arastabaşı’na varırlar ki ne görsünler, Dede asılı duruyor. Yanlarında götürdükleri Dede darağacındaki cansız bedene “Sana selam olsun ey Hak’ın kulu diye yanıtlar adamlar olanlara cevap veremezler, ikinci Dede’yi de asar ve malına el koymak için hücreye dönerler Bu kez de Abdi Dede’yi Kur’an okurken bulurlar. Yeniden darağacına götürürler dede cesetlere : “size selam olsun ey Peygamber’in ümmeti iki Abdi” diye seslenir. Cesetler: “Ve aleykümselam Ya Hu” diye yanıtlar.

abdi dede efsanesi

Adamlar aman vermeyip üçüncü Dedeyi de asarlar.Durumu öğrenen Kayserililer ayaklanarak Dede’nin asılmasına karar veren kadı’yı, müftüyü ve yedi adamı öldürürler. Üç Abdi’yi darağacından indirirler, yıkayıp üçünü bir araya gömerler.